Zinnîre (r.anha)

İmanın Sönmeyen Nuru: Hz. Zinnîre (r.anha)

Hz. Zinnîre (r.anha), İslam’ın ilk yıllarında Mekke’de kölelik prangalarına rağmen ruhunu özgürleştirmiş, „müstaz’af“ (ezilen ve korumasız) sahabelerin en seçkin simalarından biridir. Rum asıllı olan Zinnîre, İslamiyet’i kabul ettiğinde kendisini koruyacak bir aşireti olmadığı için müşriklerin en ağır işkencelerine maruz kalmıştır. Özellikle Ebû Cehil ve o dönem henüz Müslüman olmamış olan Ömer b. Hattâb gibi isimlerin şiddetli eziyetlerine karşı sergilediği sarsılmaz sebat, onu İslam tarihinin sadakat sembollerinden biri kılmıştır.

Zinnîre’nin hayatındaki en ibretlik hadise, maruz kaldığı ağır işkenceler sonucu gözlerini kaybetmesidir. Müşriklerin, „Lât ve Uzzâ’yı inkâr ettiğin için onlar seni kör etti“ şeklindeki alaycı yaklaşımlarına karşı o, büyük bir teslimiyetle; taş ve odun parçası olan putların ne fayda ne de zarar verebileceğini, bu durumun Allah’tan geldiğini haykırmıştır. İhlasla yaptığı dua neticesinde ertesi gün gözlerinin mucizevi bir şekilde açılması, müşrikleri hayrete düşürmüş; ancak kalpleri mühürlü olanlar bu durumu „Muhammed’in büyüsü“ diyerek geçiştirmiştir. Onun bu vakur duruşu ve müşriklerin kibri üzerine Ahkâf Sûresi 11. âyet-i kerimesi nazil olmuştur.

Hz. Zinnîre’nin çilesi, İslam’ın sadık dostu Hz. Ebû Bekir’in onu satın alıp Allah rızası için azat etmesiyle son bulmuştur. Hz. Ebû Bekir’in, babası Ebû Kuhâfe’nin „güçlü köleleri azat et“ tavsiyesine karşı, Zinnîre gibi zayıf ve kimsesizleri kurtarması, Leyl Sûresi’nin (5-7) nüzulüne vesile olmuştur. „Mevlâtü Ebî Bekr“ lakabıyla anılan Hz. Zinnîre, maddi kölelikten bedelle, manevi esaretten ise sarsılmaz imanıyla kurtularak İslam kadınının izzet ve direniş timsali olarak tarihe geçmiştir.

"Lât ve Uzzâ ne fayda verir ne de zarar verebilir. Bu, Rabbimin bir imtihanıdır; O dilerse gözlerimi bana geri verir." (İbn Hişâm, es-Sîre: 1/319)